Zordur Anadolu’da kendi şehrinin takımını tutan taraftar olmak. Bir yabancı gibi hissedersin kendini,yalnız ve suskun. Zordur kendi şehrinde kendi değerlerini savunmak,İstanbul’a yenik düşmüş zihinlere karşı tek başınaymış gibi mücadele etmek. Her ortamda yapılan İstanbul takımlarının futbol sohbetlerine sanki futboldan hiç anlamıyormuşçasına bakmak ama söz kendi gönlünü verdiğin armaya geldiğinde gururla takımını anlatmak. Bazen toplum içinde çok büyük cesarettir “evet Kayserisporluyum” diyebilmek. Bazende sanki küfür edermişçesine yüzüne bakılmanın vermiş olduğu üzüntüye ve öfkeye katlanmak.
Bazen tüm mutluluklardan daha güzeldir tribünlerde omuz omuza marşlar söylemek tezahürat yapmak,çünkü bu değer kendi doğduğun,büyüdüğün,yaşadığın şehrin değeridir ve işte o değere sahip çıkmak kat kat mutluluk verir bu armanın sevdalılarına. Kaya gibi sinir gerektirir bazen kendi şehrinin takımını tutmak. Tribündeyken her türlü yıldırmalara aldırış etmeden sevebilmek,her türlü eziyete katlanabilmek hatta kendi stadında bile deplasman taraftarı muamelesi görebilmek. Sevdasından ayırmak için yapılan her türlü işkence boşuna… Zordur bu arma sevdasını bir anda kalplerden silip atmak.
Bazen keyif verir kendi şehrinin değerine sahip çıkmak. İstanbul takımlarının maçında memleketine ihanet edenlerin sayısını görüp aslında ne kadar doğru bir karar verdiğinin farkına varmak. Kimi zaman yel değirmenlerine saldıran Don Kişot kimi zaman kıyılara çarpan bir dalga. Belki her ikisi de amacına ulaşamayacak ama en azından yüreğinden gelen ses kulak verip kendi doğrusunu yapmak.
Bazen huzur verir bu armanın rengi. Bir antrenmanı gidip yerinde izlersin,saatlerce boşluğa bakıyormuşcasına… Dolu dolu geçen bir antrenmanda biraz daha keyif alırsın,biraz daha sıkıntılarından kurtulursun. Sanki çevrende hiç bir şey olmuyormuşçasına kendini tamamen o anın güzelliğine bırakırsın. Huzur, gönül verdiğin armanın,formasını teriyle ıslatan işçilerine elini uzatıp yakalayacak kadar yakın olmasıdır.
Zordur bu takıma küsmek,darılmak,gücenmek. Her hafta yeni bir hüran yaşamak ve çalan düdüğün aslında senin hayallerinin sonu olduğunu bilmek. Her seferinde “bi daha gelmem” diyip yerinden kalkmak ve boynu bükük vedalaşmak. Ne mümkün dilin söylediğini kalbe dinletmek.